Kolay Ameliyat
Büyük bir hastahane de 5 meşhur cerrah oturmuş hangi
meslekten olan insanları ameliyat etmenin kolay
olduğuna dair sohbet ediyorlarmış. İlk cerrah;
"Ben" demiş "Muhasebecileri, hesap uzmanlarını
ameliyat etmeyi severim. İçlerini açtığım zaman her
şey numaralıdır, iş kolay olur" İkincisi;
"Doğru ama" demiş "Elektrikçilerin, elektronikçilerin
ameliyatı daha kolay olur. Her şey ayrı, ayrı
renktedir" Üçüncü cerrah;
"Siz bir de kütüphanecileri, arşivcileri görün. Her
sey alfabetik sıradadır, onun için onların ameliyatı
çok kolay olur" Dördüncüsü;
"İnsaatçıların ameliyatı da pek kolay olur" demiş.
"Üstelik onlar iş bittikten sonra içeride parçalar,
yabancı maddeler kalmasına alışıktırlar" Sonuncu
cerrah;
"Arkadaşlar" demiş "Siz her halde hiç politikacıyı
ameliyat etmediniz. Onları kalbi, yürekleri yoktur.
İçleri bomboştur. Beyinleri de öyle. Üstelik kafaları
ile popoları birbirlerinin yerine takılabilinir"
Tamamen Duygusal
Bülent Dede bak memurlara...
"-Neyine bakacam be?... Herşeye çare buldular, şu
başbakanlığın basılmasına bir çare bulamadılar...
Ayıptır be..."
-Açıııızzz...
"-Konuşma bee, şuna bak... Yürüyün... Bak para var
orda para... At onu cebine..."
-!...
"-Bülent Ecevit 1997... Hıııhh... 70 yaşında, gencecik
bir delikanlıyım... Herkes perişan... Başbakan yapmak
istiyorlar... Beni tercih ettiler... Neden ben dersen,
özel bir nedeni yok... Tamamen kaygısal..."
-Hop... Hop... Hooop...
"-Zıplama kız Mesut gibi... Başım ağırıyo zaten...
Nasıl yapıyo deden?..."
-Tamamen kaygısal...
-Necmettin Dede bak savcılara...
"-Neyine bakacam be... Herşeye çare buldular, şu
siyaset yolunu açmaya bir çare bulamadılar... Ayıptır
be..."
-Aiihmmm...
"-Konuşma bee, şuna bak... Yürüyün... Bak para var
orda para... At onu cebine..."
-!...
"-Necmettin Erbakan 1997... Hıııhh... 28 Şubat'tan
yeni çıkmışım... Herkes karşımda... Hapse atmak
istiyorlar... Altınoluk'u tercih ettim... Neden
Altınoluk dersen, özel bir nedeni yok... Tamamen
yargısal..."
-Hop... Hop... Hooop...
"-Zıplama kız gardiyan gibi. Başım ağırıyo zaten...
Nasıl yapıyo deden?..."
-Tamamen yargısal...
-Süleyman Dede bak gazetecilere...
"-Neyine bakacam be... Binanaleyh uzaya bile muhabir
gönderdiler, şu sokağa bir canlı yayın aracı
koymadılar... Ayıptır be..."
-Babaaaa...
"-Konuşma bee, şuna bak... Yürüyün... Bak para var
orda para... At onu cebine..."
-!...
"-Süleyman Demirel 2000... Hıııhh... Köşk'ü yeni
bırakmışım... Görev süremi uzatmak istiyorlar... Ben
Güniz Sokağı tercih ettim... Neden Güniz Sokak dersen,
5 artı 5 nedeniyle... Tamamen rakamsal..."
-Hop... Hop... Hooop...
"-Zıplama kız Cavit gibi. Başım ağırıyo zaten... Nasıl
yapıyo deden?..."
-Tamamen rakamsal...
-Rıza Dede bak liderlere...
"-Neyine bakacam be... Herşeye çare buldular, şu
liderlerin halka ettiğine bir çare bulamadılar...
Ayıptır be..."
-Gaaaak...
"-Konuşma bee, şuna bak... Yürüyün... Bak domates var
orda domates... At onu da çantaya..."
-!...
"-Vatandaş Rıza 2001... Hıııhh... İşten yeni
atılmışım... Bir lokma yiyecek yok... Zıvanadan
çıkarmak istiyorlar... Ben çöpten yiyecek toplamayı
tercih ettim... Neden çöp dersen, özel bir neden
yok... Tamamen toplumsal..."
-!...
"-Zıplama kız döviz gibi. Başım ağırıyo zaten... Nasıl
yapıyo deden?..."
-Tamamen toplumsal...
Mantıklı Karar
Güneydoğu'da 15 yıl süren çatışmalı ortam; doğrusuyla,
düzmecesiyle, abartısıyla binlerce hikayeye kaynaklık
etmiştir. İşte bu binlerce hikayeden biri de şöyle
rivayet edilir. Bir TV kanalında bir PKK itirafçısı
geçmişini anlatmaktadır. Muhabir: 'Anlat bakalım,
yasadışı-bölücü-terör örgütü ile nasıl tanıştın?'
İtirafçı başlar anlatmaya: ' Bir gece pekakalılar
bizim köye gelmiştir. Duymuşuzdur. Birden kapı
vurulmuştur: taak taak takk.. Açmışız biz de. Bakmışım
ki anarşitler. Bana demiştir ki; bize yemek
vereceksin, ekmek,su vereceksin, yardım edeceksen
yataklık edeceksen yani ha! Yook demişim, olmaz
demişim, siz hayınsınız, anarşitsiniz, bölücüsünüz,
size ekmek su yok.. O zamaan anayı vururuk
demişlerdir. Yine benden yardım yok... Anayı
vurmuşlardır. Sonra gene gelmişlerdir anarşitler,
demişlerdir bize yardım edeceksin, ekmek, su...
Demişim yok... Babayı da vurmuşlardır. Ertesi gün gene
gelmişlerdir... Bize yardım, yoksa karıyı vururuk, yok
demişim, karı da gitmiştir. Sonra çocuklar..... Herkes
ölmüştür. Ben evde bir başıma düşünürem bir gece...
Yine kapı çalmıştır... Takkk takkk takkk!. Açmışım
kapıyı, onlar! Demişlerdir ki bize yardım edeceksin,
ekmek su vereceksen...Ben demişim, size yardım yok,siz
hayınsınız... Bana demişler ki; yoksa seni vururuk...!
Biraz düşünmüşüm, bana mantıklı gelmiştir, kabul
etmişim... İşte böyledir....
Sana koysunlar!
Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul Belediye Başkanlığı
zamanında fırınları geziyormuş. Kendisine, ağzı
oldukça bozuk bir fırıncı pasta ikram etmiş. Fahrettin
Bey, şöyle bir tadına bakmış ve sormuş:
"Hımmm!... Çok güzelmiş, ne kattın buna?"
Fırıncı gülümseyerek yanıtlamış:
"Sana koydum efendim!"
Fahrettin Bey, bu söz üzerine pastadan bir lokma daha
almış ve devam etmiş:
"Ben de bütün fırıncılara söyleyeyim de, hepsi Sana
koysunlar!..."
Bağdat mı?
Clinton bir gün Bağtada gider, Saddam'ın karşısına
oturur. Bir bakar ki Saddamın koltuğunda 2 tane düğme
var ve bunlar ne diye sorar;
SADDAM: Bak göstereyim birincisine basmış alttan bir
el cıkmış clintonu gıdıklamaya baslamıs saddam güler
ikinci dugmeye basmıs bir el cıkıp clintona vurmaya
baslamıs saddam kahkahalara boğulmus. Peki demis
clinton haftayada bizim oraya amerikaya bekleriz. Bu
kez Saddam amerikaya gider. Clintonun masasında 2
dügme. Saddam sormuş bunlar ne ise yarar
Clinton: Kak göstereyim der düğmenin birine basar
clinton baslar gülmeye saddam saskın ne oldu diye...
Clinton ikinci düğmeyede basar clinton gülmekten
ölecek durumdadır. Biraz sonra saddam musade ister
derki:
Ben artık bağdata geri döneyim clinton: Bağdat ? ne
Bağdatı ??
Suikastçiler
Yeltsin içkiden ölmüş. Yöneticiler kara kara
düşünüyorlarmış halka bunu nasıl açıklarız diye ve
çözümü bulmuşlar. Halka Yeltsinin bir suikasta kurban
gittiğini açıklamışlar. suikasçıları da açıklamışlar.
1. Jonny Walker
2. JB
3. Jack Danielson
Öldükten sonra
Rusya'da torunu babaannesine sormuş. "Lenin nasıl
biri?" Babaanne " Çok iyi biriydi bize ekmek verdi"
demiş. Torun "Peki Brejnew nasıl biriydi?" Babaanne
"Çok kötüydü çok insan öldürdü ve bizi ekmeksiz
bıraktı" Torun "Peki Yeltsin nasıl?" Babaanne " Eee
daha bilmiyoruz. Öldüğü zaman öğreniriz."
Çince
Rus devlet başkanı Brejnev Amerika'yı ziyaret
ettiğinde Ford'un davetlisi olarak Beyaz sarayda davet
edilmişti. Ziyaretin ertesi sabahı Ford Brejnev'e
geceyi nasıl geçirdiğini sordu: Çok iyi uyudum ve
ilginç bir rüya gördüm. Yaa ne gördünüz? Beyaz sarayda
komünist bayrağının dalgalandığını gördüm. Brejnev'in
bu cevabına Ford karşılık vermedi. Bir yıl sonra
Ford'da Rusya'ya ziyarete gitti. Sabah olunca Brejnev
ona nasıl uyuduğunu sordu.Ford: İyi uyudum ve ilginç
bir rüya gördüm. Ne gördünüz? Kremlin'de komünist
bayrağı dalgalanıyordu. Brejnev pek memnun
olmuştu.Ford devam etti: Ama bayrakta acaip yazılar
vardı. Ne yazıyordu ne yazıyordu? Vallahi okuyamadım
zira yazılar Çince idi
Sayın Başkan
Bütün bebekler aynı sayıda hücreden oluşurlar.
Embriyodaki hücreler 9 ay boyunca gelişerek çeşitli
organları oluştururlar. Sorun erkek bebeklerin
oluşmasında çıkar.. Hücre sayısı aynı olduğuna göre, o
önde sallanan alet nasıl oluşacak. Bilim adamları
araştırma yapmışlar ve erkek üreme organını oluşturan
hücrelerin nerden geldiğini bulmuşlar.. Beyinden..
Yani erkeğin beyin hücrelerinden bir bölümü asağılara
göç edip, erkek cinsel organını oluşturuyorlar.
Boylece kız çocuklar erkek çocuklardan daha akıllı
uslu oluyorlar. Çocuklar ergenlik çağına gelince sorun
daha da büyüyor. Çocuk büyüdükçe sadece beyinleri
arasındaki fark büyümüyor, düşünme merkezleri de
değisiyor. Kadın başı ile düşünürken, erkek düşüceleri
bir ölçüde, aşağılara göç etmiş eski beyin
hücrelerinde oluşuyor. Tabii sorunun büyüklüğü
erkekten erkeğe değişiyor. Bazı erkeklerde aşağı göç
eden beyin hücresi sayısı az. Bunlar hemen tüm mental
kapasiteye sahip ama, cinsellik açısından çok sıkıcı
adamlar oluyorlar. Bunlara tıp dilinde "Cumhuriyetçi"
deniyor.. Bazılarında daha çok beyin hücresi aşağı
iniyor.. Tip dilindeki isimleri, "Demokratlar!.." Çok
ender olarak hemen tüm beyin hücreleri aşağı göç etmiş
erkekler var. Bunlara da "Sayın Başkan" diyoruz!..
Uyanık Eco
Birgün A.Necdet Sezerle Ecevit avrupada bir konseye
katılıyorlar bizimkiler tam yemeğe başlayacaklar
ecevitin gözü sezere takılıyor sezer o anda vay be ne
güzel kaşık bunu semraya götürsem iyi sükse yaparım
deyip kaşığı cebine indiriyor bunu gören ecevit
içinden ulan bunu rahşan semrada görürüse oda ister
deyip bitane araklamaya karar veriyor tabi konseyde
herkesin önünde bir çan var kaşığı buna vurunca
konuşma sırası sana geçiyor ecevit tam kaşığı alacak
kaşık çana çarpıyor bunu üzerine ecevit bizi davet
ettiniz sağolun deyip olayı kapatıyor tam tekrar
davranıyor yine çarpıyor yine yine derken ecevit
sinirleniyor son bidefa daha alacakken yine çarpıyor
bu sefer ecevit diyorki: Bakın size bir sihirbazlık
yapacam şimdi şu kaşığı göüyorsunuz dikkatli bakın
şimdi bunu alıyorum cebime indiriyorum bakın sezerin
cebinden çıkıyor
Akıllı Eşek
Milletvekilinin biri bir köyu gezerken, bağlı olduğu
değirmeni döndüren bir eşek görmüş.
Yanındaki köylüye sormuş;
Bu eşeğin boynundaki zil ne işe yarıyor ?
Efendim, demiş köylü, o zil sustuğunda eşeğin
durduğunu anlıyorum. Müdahale edince tekrar harekete
başlıyor.
Akıllıca ,demiş vekil peki eşek olduğu yerde durupta
başını sağa sola sallarsa nereden anlayacaksın
durduğunu?
Anlayamam ama, ne gezer efendim sizin gibi akıllı eşek
buralarda
Devlet Sırrı
İşsizdi, parasızdı, kalacak yeri, yiyecek ekmeği, iki
satır muhabbet edebileceği bir arkadaşı da yoktu.
Nerden geldiği bilinmez "Küçükistan Ceza Kanunu" diye
bir kitap geçmişti eline bir gün onu okuyarak vakit
geçiriyordu ki "Ülke başbakanına hakaret etmenin
cezası altı ay" kitabı ve gözlerini kapattı.
"Hem bütün hırsımı ondan alırım, hem bütün gazeteler,
televizyonlar benden söz eder meşhur olurum, hemde
altı ay ekmek elden su gölden yiyecek, yatacak derdim
olmadan çiçek gibi kışı geçiririm." diye düşündü.
Ertesi gün mitinge gitti, Küçükistan Başbakanı
konuşurken milletin arasından fırlayıp bütün gücüyle
bağırmaya başladı.
- İnbe başbakan, inbe başbakan ! Güvenlik kuvvetleri
hemen müdahale edip yaka paça götürdüler. Ertesi gün
mahkemeye çıktı, şahitler dinlendi, savunması alındı.
Hakim kararı açıkladı.
- Sanığın suçu sabit görüldüğünden yirmi sene altı ay
hapsine karar verilmiştir.
Birden gözleri karardı ayakta sendeledi, sonra kendini
toparladı, ve haykırdı :
- İtiraz ediyorum hakim bey, Küçükistan Ceza
Kanunu'nun şu maddesinin şu bendine göre başbakana
hakaret sadece altı ay, bir yanlışlık var bu işte !
Hakim acıyan gözlerle adama baktı ;
- Haklısın oğlum, başbakana hakaret altı ay fakat
devlet sırrını açığa vurmak yirmi sene.
Klasik ve Karizmatik
Çok eskilerde türkiyede yaşayan vatandaşımız uzun
senler yurt dışında kaldıktan sonra bir arkadaşıyla
konuşuyormuş...türk siyaseti ve siyasetçileri
hakkında..
telefonda sormuş
- eskiden çok karizmatik bir adam vardı ismi ecevitdi
ve bir de çok klasik bir politikacı olan birisi
vardı..demirel..şimdi ne oldu onlara neler yapıyorlar
diye
bizimkisi cevaplamış
- ikisi de duruyor..ikisi de başımızda hala...yanlız
bitakım değişiklikler oldu..birinin karizması gitti
"tik" i kaldı...diğeri ise klasiği gitti "*ik" i
kaldı...onunla da anamızı belledi..biz de ona "baba"
diyoruz artık ...
Demi Moore'ın cezası
Masal bu ya, Demirel ölmüş, öbür dünyaya gidince
kendisine ceza olarak çok çok çirkin bir kadın
vermişler ve bu dünyada hayatını bununla geçireceksin
demişler. O da kaderine boyun eğmiş. Ama birde
gezerken ne görsün, karşıda Ecevit yanında Demi
Moore'la beraber değil mi?. Çok sinirlenmiş ve Şeytana
çıkıp bunun bir haksızlık olduğunu söylemiş. Şeytanda
' Eh ! ne yapalım senin cezan böyle, Ecevit'e gelince
o da Demi Moore'ın cezası
Sana
Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul Belediye Başkanlığı
zamanında fırınları geziyormuş. Kendisine, ağzı
oldukça bozuk ve muhalif bir fırıncı pasta ikram
etmiş. Fahrettin Bey, şöyle bir tadına bakmış ve
sormuş:
"Hımmm!... Çok güzelmiş, ne kattın buna?"
Fırıncı gülümseyerek yanıtlamış: "Sana koydum
efendim!"
Fahrettin Bey, bu söz üzerine pastadan bir lokma daha
almış ve:
"Ben de bütün fırıncılara söyleyeyim de, hepsi Sana
koysunlar."
Aptal milletvekili
Birgün bir amerikalı milletvekilini bir odaya almışlar
ve sormuşlar:
'-karınmı yoksa devletinmi.'
amerikalı düşünmeden cevaplamış:
'-devletim.'
ordakiler:
'-o zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.'
adam sıkılmış terlemiş ve sonunda dayanamıyarak:
'-yapamayacağım.' demiş.
daha sonra bir türk milletvekilini
aynı odaya almışlar.aynı soruyu sormuşlar:
'-karınmı yoksa milletinmi?'.
millet vekili hiç düşünmeden:
'-devletim' demiş
'-o zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.'
odadan önce bir silah sesi sonra bir cam sesi
gelmiş.çıkınca sormuşlar:
'-ne oldu.'
'-sizin verdiğiniz silah kurusıkı çıktı bende karıyı
camdan aşağı attım.
Mezar Soyguncusu
Köyün birinde bir mezar soyguncusu varmış. cenaze
gömüldükten bir gün sonra mezara bir gidilirmişki,
mezar soyulmuş, bütün ziynet eşyaları çalınmış. köylü
bu mezar soyguncusunu blirmiş bilmesinede bir türlü
yakalayamazmış. gel zaman git zaman bu böyle sürüp
giderken mezar soyguncusu ölüm döşeğine düşmüş ve
oğlunu çağırarak; -Bak oğlum. Ben bu güne kadar sizin
rızkınızı mezar soyarak çıkardım. Şimdi ölüp
gidiyorum. Arkamdan tüm köylü bayram yapacak.Bir kişi
bile 'Allah rahmet eylesin' demeyecek. 'ohbe öldü de
kurtulduk' diyecekler, diye itirafta bulunmuş. Bu olay
oğlanın çok gücüne gitmiş. Babasına;
-Baba sana söz veriyorum herkes arkandan rahmet
okuyacak demiş.
Ve derken mezarcı ölmüş. Bütün köylü bayramda. Birkaç
gün sonra köyde gene bir cenaze. Ama köylünün içi
rahat. Cenaze tüm ziynetiyle beraber gömülmüş. Bir gün
sonra mezarlığa gidildiğinde odane!
Mezar gene soyulmuş ve eskisinden farklı olarak
cenazenin kıçına koca bir kazık çakılmış. Köylüler
bunu görünce;
-Yahu Allah Rahmet eylesin A.. efendide mezar soyardı
ama hiç olmadık kazık çakmazdı. demişler
ŞİMDİKİ SİYASETÇİLERE DUYURULUR!
Romeo & Juliet
Yıldırım Akbulut bir gün AKM Opera gişesine gider ve
eğilip 'hanımefendi 2 bilet rica ediyorum' der,
gişedeki kadın gayri ihtiyari sorar 'Romeo ve Juliet
için mi efendim?'.
Akbulut sinirlenip 'hayır, tabii ki karım ve benim
için!'.
Dönmeler
Bir gün yıldırım akbulut yolda iki otostopçu dönmeyi
arabasına almış.
Bir süre gittikten sonra dönmelerden biri,
-Biz dönmeyiz demiş,
Akbulut da,
-Bu kadar yol geldikten sonra dönülmez zaten.
demiş....
Yüzme bilmiyor
Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç
sevdirememisti. Ne yapsa makbule geçmiyor, basin
hergün kendisiyle ugrasiyordu. Nihayet :
-Öyle bir sey yapayim ki, gazeteciler mat olsun, diye
düsündü ve ilan etti :
-Pazar günü saat 10'da bakan denizin üzerinden
yürüyerek geçecek.
Pazar sabahi saat 10'da tüm basin mensuplari
toplandilar orada.Bakan geldi ve elinde bastonuyla
denizin üzerinde yürümeye basladi. Karsi kiyiya kadar
da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehsetle açilmisti.
Fakat ertesi günü tüm gazetelerde su baslik okundu :
-Bakan yüzme bilmiyor!
En iyi vali
Adamin biri Erzurum'a vali tayin edilmis. Gitmis,
görevi devralmis. Halki ve çevreyi tanimak için
çiktigi gezilerin birinde köy halkina sormus : -Simdiye
kadar Erzurum'a tayin edilmis valiler içinde size en
çok hizmet eden hangisiydi?
Köylünün biri cevap vermis :
-Sizden iki önceki valiydi ; Mehmet Pasa.
-Yaaaa, öyle mi, peki size ne gibi hizmetler yapti?
-Daha Erzurum'a gelirken, yolda, Bayburt'ta öldü!
Ege bir göl mü?
Sayin Cumhurbaskanimiz Suleyman Demirel'in sair bir
tarihte duzenledigi bir basin toplantisindan aynen
aktariyorum,
-Ege bir yunan golü deeldir.
-Ege bir Turk golü de deeldir.
-Binanaleyhh Ege bir gol deeldir..
Asker
Temel bir gün her işe karışan Cemal'e patlar;
-Ula uşağum sen asker misun da her işe purnuni
sokaysun?
Elektrikler kesik
Amerikalı bir hükümet yetkilisi Şili'deki darbenin
hemen sonrasında ülke hapishanelerini incelemek için
Şili'ye gitmiş. Herhangi bir hapishanede bir süre
inceleme yapan yetkili infaz yerlerini merak etmiş ve
hep birlikte hapishanenin mahzenine inmişler. İner
inmez çığlıklar duyan misafir yetkili görevlilere
bunun nedenini sormuş. Görevliler de ölüm cezalarını
uyguladıklarını söylemiş. Amerikalı yetkili, kendi
ülkelerinde elektrikli sandalye kullandıklarını ve bu
konuyu daha kolay hallettiklerini söylemiş, aynı
uygulamayı yapabileceklerini uyarıcı bir dille ifade
etmiş. Hapishane görevlisi 'efendim, biz de elektrik
kullanıyoruz ama elektrikler kesik olduğu için
şimdilik mumla idare ediyoruz' demiş.
HAZIR KIRAT
Süleyman Demirel Güniz sokaktaki evinden cikip kapinin
önünde bagli hazir duran kiratina binerek Anadolu'da
dolasmaya baslar. Demirel - Bi Islamköy vardi ya,
Isparta'da ....ben dogdum... Bi soru vardi ya, ben
demagoji yaptim... Bi kösk vardi ya, yukarlarda... ben
indim...Ilksan paralari sorun olmus, ne var ki?
Verdimse ben verdim. Ombudsman deme, diilim...Cumbaba
deme, diilim..Ben özgürüm, sadece üzgünüm. Hazir ol
kirat.. Binaleyh yeni maceralar bizi bekliyor deeh...Kiraaat.
Ben özgürüm. Dis ses - Kahramanimiz siyasetle bir daha
nerede karsilasacak bilin,sponsor olun. Bakanligi
kapin.
Enflasyon
Bir gün Cumhurbaşkanı çocuk parkından geçerken çocuğun
birinin uçurtmasını indirmeye çalıştığını ama bir
türlü indiremediğini görmüş ve yardım etmek istemiş.
Çocuğa:
-'Ben sana yardım ediyim demiş.' çocuk ise şöyle
demiş:
-'Sen onu indiremezsin amca, çünkü üzerinde enflasyon
yazıyor.' demiş.
Devlet Sırrı
İçip kafayı bulan bir sarhoş, sokakta 'öküz başbakan
öküz başbakan' diye sayıklıyormuş. İki polis adamı
karakola götürmüşler. Sonra adam mahkemeye çıkmış.
İdam cezası almış. İdam edilmeden önce cezasının
nedenini sormuş:
-Bu ülkede demokrasi vardı hani? Herkes istediğini
söyler.
-Senin suçun o değil ki..Devlet sırlarını açıklamak...
Başım belada
Siyasal gerginliğin dşında iki toplumun insanlarının
arasındaki sosyo-kültürel farklılığın da büyük
boyutlara ulastığı bir dönem de, bir Türk
gurbetçisinin evi: Küçük oğlan, akşam üstü okuldan
gelmiş... Kapıdan girer girmez:
'Anne!' diye seslenmiş, 'ben Alman oldum!'
Annesi:'O nasil söz? Sakın bir daha tekrarlama...'
'Anne ben Alman oldum. Bugün sınıfta karar verdik. Ben
Almanım artık...
'Annesi 'sus' bakayım diye tiz perdeden
bağırırken,babası da içerden duyup kosmuş. Bir tokat,
bir tokat daha... Çocuk bir yandan yediği dayaktan
korunmaya çalışırken, bir yandan da konuşmasını
sürdürüyormuş:
'Şu dünyanin işine bakın! Alman oldum. Yarım saat
sonra Türklerle başım derde girdi!...'
Başkanlar
ABD Başkanı Bill Clinton, İngiltere Başbakanı Tony
Blair ve Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, bir gün, bir
toplantıda bir araya gelmişler.
Tabii, 3 lider bir arada olur da, sormaz mı
gazeteciler? Önce Clinton'a sormuşlar:
"ABD'de bir memur ne kadar parayla geçinir? Siz kaç
para veriyorsunuz?" Cevap vermiş Clinton:
"Valla ben, 2 bin dolar veririm. Bin doları ile
geçinirler... Geri kalan bin doları ne yaparlar,
nerede harcarlar, hiç sormam!"
Gazeteci, aynı soruyu Blair'e de sormuş... O da cevap
vermiş: "Ben, memuruma 3 bin sterlin veririm.
Geçinmesi için 2 bin sterlin yeterli. Artan bin
sterlini ne yapar, nerede harcarlar, beni hiç
ilgilendirmez!"
Her ikisinden bu cevapları alan gazeteci, bu defa da
Ecevit'e sormuş aynı soruyu:
"Türkiye'de bir memurun geçim standardı nedir? Kaç
para ile geçinebilirler? Siz kaç para veriyorsunuz?"
Ecevit ne dese beğenirsiniz?
"Valla, Türkiye'de bir memurun geçinebilmesi için en
az 300 milyon lira lâzım. Ama ben 150 milyon lira
veriyorum!.. Geri kalan 150 milyonu nereden bulurlar,
nasıl geçinirler beni hiç ilgilendirmiyor!"
Dünya Türklerin Olacak
Dünyanın gelişmiş ülkeleri bir araya gelmişler. Bir
gün, en son teknolojilerle üretilmiş bir bilgisayara
bütün ülkelerle ilgili verileri yüklemişler ve
sormuşlar: "Dünyanın sahibi kim olacak?"
Bilgisayar uzun süre bilgileri değerlendirmiş ve büyük
an gelmiş. Nefesler tutulmuş. Bilgisayar, sonucu
yazıcıya göndermiş. Hakem heyeti sonucu ilan etmiş.
"Türkiye"
Herkes şaşırmış. Mutlaka bir yanlışlık olmuştur
düşüncesiyle aynı soruyu bir kez daha sormuşlar
Bilgisayar uzun süre çalıştıktan sonucu yazıcıya
göndermiş. "Türkiye"
Tüm dünya şoka girmiş. Birisinin aklına "niye?" diye
sormak gelmiş. Herkes bu fikri beğenmiş ve bilgisayara
sormuşlar. "Niye?"
Bilgisayar sonucu yazıcıya hiç düşünmeden göndermiş.
"Herkes bir gün uzaya çıkacak ve dünya Türklere
kalacak"
Kıyamet
Tanri sonunda kiyameti koparmaya karar vermis.Ama gene
de kullarimi haberdar edeyim demis..Bu amacla dunyanin
en unlu 3 sahsiyetini cagirmis.Bill Clinton, Yeltsin
ve Bill Gates. Onlara
"Kullarima soyleyin haberdar olsunlar da yureklerine
mureklerine
inmesin" demis..
Clinton Aksam TV'de aciklama yapmis:
Sevgili Amerikalilar , size bir iyi bir de kotu
haberim var.
-Iyi haber biz hakliyiz.Tanri var.Kotu haber .Yarin
kiyamet kopacak.
Yeltsin gene TV'de konusmus.
Sevgili Rus halki.Size iki kotu haberim var.
-Malesef Tanri varmis. Yarin kiyamet kopacakmis.
Bill Gates ise herkese mail atmis:
Sevgili dostlar size iki iyi haberim var:
-Dunyanin en populer 3 adami arasina girdim. Year 2000
problemi diye bir sorunumuz artik kalmadi.
Düşünce suçu
Adamın birinin bir papağanı varmış.Papağan devamlı
televizyon
seyrediyormuş.Adamda işten eve evden işe giden bir
kişiymiş.Bir gün
adam papağanını kafesiyle birlikte balkona bırakmış ve
işe gitmiş...
Bir saat sonra sokaktan polis aracı geçerken papağan
bağırmaya
başlamış. KAHROLSUN PARALI EĞİTİM KAHROLSUN POLİS V.S.
Ekip aracı hemen durup sesin geldiği yere ateş etmeye
başlamış.Ev
darmadağın olmuş.Eve gelen adam hayretler içinde
bakakalmış.Neyse
diyerek evi yaptırmış. Ertesi gün aynı olay
tekrarlayınca adam evi
gözlemeye başlamış.Ekip aracı karşıdan görününce
başlamış papağan yine slogan atmaya tabi polis te ateş
etmeye. Durumu gören ev sahibi papağanı alıp tavuk
kümesine atmış.Papağan kümeste başlamış volta atmaya
bunu gören tavuklar gülüyorlarmış.
Papağanın kafasıda atmış, tavuklara dönüp şöyle
demiş...
-Ne gülüyonuz lan ben sizin gibi fahişelikten
yatmıyorum.Düşünce suçundan yatıyorum...
İki ihtimal
2. Dunya Savasinda 2 yahudi Almanlara esir
olmustur.Bunlardan biri
digerine kendilerine ne yapacaklarini sorar.O da
baslar anlatmaya
" 2 ihtimal var ya bizi oldururler yada esir kampina
yollarlar. Oldururseler
sorun yok, kampa gidersek 2 ihtimal var ya kursuna
diziliriz ya da gaz
odasinda olduruluruz. Kursuna dizilirsek sorun yok,
gaz odasina gidersek
2 ihtimal var bizden ya sabun yaparlar yada kagit.
Sabun yaparlarsa
sorun yok kagit yaparsalar 2 ihtimal var ya gazete
kagidi oluruz yada
tuvalet kagidi. Gazete kagidi olursak sorun yok
tuvalet kagidi olursak
iste o zaman boku yedik".
Devletin ayak bastığı yer
Vali köylerden birisine gezmeye gitmis.Köye valinin
geldigini duyan
Mehmet dayi acele köy meydanina kosarak gelir. IYI BIR
TEMANNAH ÇEKTIKTEN SONRA sayin valim ne olur bizim eve
gidelim der.Valiyi zorla eve götürür.Eve gelir gelmez
dama bir merdiven dayar valim yukariya çikalim der
valiyi dama çikarir baslar dolastirmaya vali merakla
sorar beni niçin dolastiriyorsun diye.Sayin Valim der
köylü devletin ayak bastigi yerde ot bitmez derler
benim damda her yagmurda akiyor bundansonra insallah
akmayacak der!
Mumya
Bir gun Misir'da bir mumya bulunur ve bunun kac
tarihine ait oldugu ogrenilmek icin Amerika, Ingiltere
ve Turkiye'den uzmanlar istenir. Tabii ki Turkiye'den
emniyet gorevlileri gider. Neyse Ilk Amerikalilar
baslarlar. 3-5 saat sonra cikarlar ve olsa olsa
300-600 senelerine aittir derler.Ingilizler girerler.
Bir kac gun sonra cikarlar ve olsa olsa 300-420
arasidir derler. Nihayet sira Turkiye'den giden
emniyet gorevlilerine gelir ve iceri girerler.
Girerler girmesinede, aradan 10 gun gectigi halde hala
disari cikmazlar. Nihayet 15. gun cikarlar ve merakla
gozlerinin icine bakan Misirli bilginlere tam tamina
427 derler.Tabiiki herkes sasar bu ise ve nasil olur
yahu derler. Bizimkiler gayet ciddi,
- "Biraz zor oldu amma, sonunda dili cozuldu keratanın
..
Bakan karısı
Bakanlardan birinin ölmesiyle başka bir milletvekili
onun süresini doldurmak üzere seçilmişti. Adam hemen
karısına telefon ederek, bu haberi
vermek istedi :
-Bir bakan karısı olmak ister miydin? diye sordu.
Karısı biraz düşündü sonra:
-Hangisinin?
Bakan
Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç
sevdirememişti.Ne yapsa
makbule geçmiyor, basın hergün kendisiyle
uğraşıyordu.Nihayet :
-Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun, diye
düşündü ve ilan etti:
-Pazar günü saat 10'da bakan denizin üzerinden
yürüyerek geçeceğim. Pazar sabahı saat 10'da tüm basın
mensupları toplandılar orada.
Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde
yürümeye başladı.Karşı kıyıya kadar da yürüdü
geçti.Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.
Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu :
-Bakan yüzme bilmiyor!
Kruscef Kuba'da
Amerika ile Sovyetler arasindaki meshur fuzeler ve
Kuba bunaliminin en dehset gunleri.. Kruscef, Kuba'ya
gelecekmis.. Kubalilar toplanmis, bir hosluk
yapacaklar.. Ulkenin en iyi ressamina basvurmuslar..
"Bir tablo yap..Adı, 'Kruscef Kubada' olsun"
diye..Ressam "Hadi ordan" demis..
"Ben adami gormedim bile.. Adam hayatinda Kuba'ya
gelmedi. Simdi ben
nasil "Kruscef Kuba'da" diye atmasyondan resim
yaparim?.."
Tesaduf bu ya.. Bizim Temel, puro almaya Havana'ya
gelmis o sirada..Sıkıntıyı duymus..
"Ben size istediginiz tabloyu yaparim. Bana bir sandik
puro verirseniz" demis..
Vermisler..Temel bir hafta sonra, Kubalilar'i
cagirmis..
"Iste tablonuz" demis..
Tuvalin uzerini orten bezi hizla asagi cekivermis..
Kubalilar da donuvermisler..
Tabloda, yatakta iki kisi, al takke ver kulah..
"Bu ne" diye gurlemis, Turizm Bakani.. "Bu ne?.. Bu
kadin kim?.."
"Kruscef'in karisi" demis, Temel..
"Peki bu ustundeki adam kim?"
"Kruscef'in usagi..."
"Peki Kruscef nerde ulan!.."
"Kruscef Kuba'da" demis Temel!..
Çocuktan al haberi
Ortaokul ogrencisi kahramanimiz, babasinin omuzuna
dokunur, sorar:
- Baba, okulda ders verdiler, "Politika nedir",
anlatmamiz lazim. Nedir
politika?
Baba oglunun yasina uygun bir formul bulur:
- Bak yavrum, simdi su kelimeleri iyice aklinda tut...
Ben ucretli
calisiyorum, buna KAPITALIZM diyoruz. Parayi nasil
harcayacagimiza annen karar veriyor, ona HUKUMET de.
Hepimiz aslinda senin icin cabaliyoruz, sen HALK'sin.
Bebek kardesine bakan dadin, ISCI SINIFI. Kardesini de
GELECEK diye dusun. Simdi bunlari boyle ezberle, yarin
kahvaltida sana politikayi anlatirim.
Oglan bunlari ezberler, aksam olur, herkes yatar. Gece
bizimki, kardesi
kucuk bebegin aglamasiyla uyanir. Gider bebegin
odasina, bebek altini
kirletilmis aglamaktadir. Annesinin odasine girer,
annesi derin bir uyku
cekmektedir, uyanmaz. Dadinin odasina gider, bir bakar
ki, babasi dadisiyla
ayni yatakta, "Bebek agliyor" demesine hic aldiris
eden bir halleri yok.
Bizimkisi gerisin geriye doner, yatar...
Ertesi sabah kahvaltida babasina,
"Baba ben politika neymis anladim" der. Babasi "Neymis
soyle bakalim" diye sorunca anlatir:
"KAPITALIZM, ISCI SINIFINI beceriyor. Bu arada HUKUMET
uyuyor. HALK kimsenin umurunda degil. Ve de GELECEK
bok icinde...
Ajan
Amerika ile eski SSCB arasindaki soguk savasin en
hareketli yillari... Amerika, Rusya'dan istihbarat
almak icin oraya bir gizli ajan gondermeye karar
veriyor. Ajan icin yuzlerce aday arasindan en iyi
ozelliklere sahip bir tanesi seciliyor. Ajan yapilan
tum testlerden mukemmel sonuclar aliyor, Ruscasi
mukemmel, hatta yerel şiveleri dahi cok iyi derecede
konusabiliyor, her turlu silahi basariyla
kullanabiliyor, diplomatik yetenekleri olaganustu...
Secilen ajan haftalar suren cok zorlu egitimlere tabi
tutuluyor ve goreve hazirlaniyor. En sonunda gorev
zamani geliyor ve ajan, Rus Hava sahasina gece gizlice
giren kucuk bir ucaktan parasutle atlayarak gorevin
oldugu sehire yakin koylerden birinin civarina
birakiliyor. Yere basariyla ve sessizce inen ajan
parasut ve yanindaki diger donanimi kamufle ediyor ve
yaninda getirdigi yerel giysileri giyerek civar koye
dogru yola cikiyor. Sabaha karsi havanin
aydinlanmasiyla koye yaklasan ajan, tarlasina gitmek
icin yola cikan bir koyluye rastliyor ve ona yanasarak
yerel aksanla ve mukemmel bir rusca ile gidecegi sehre
nasil vasita bulabilecegini soruyor.
Koylü cevap veriyor: - Amerikali misin?
şoka giren ve hayretler icinde kalan ajan cevap
veriyor:
- Onu da nereden cikardin? Koylunun cevabi:
- Bizim buralarda pek zenciye rastlanmaz da!
Ajan yarışması
Bir gün, CIA, KGB ve MİT teşkilatlarından hangisinin
daha başarılı olduğunu tespit etmek için bir
"istihbarat yarışması" düzenlenmiş.Bu yarışma
uyarınca, her üç teşkilatın en iyi adamlarından oluşan
10'ar kişilik bir grubu Kongo'nun balta girmemiş
ormanlarına göndermişler. Ormanın girişinde
görevlerini açıklamışlar:
"Ormana girip, en kısa sürede bir zürafa bulup getiren
kazanır!"
Önce KGB'liler gitmiş. 15 dakika sonra bir zürafa ile
çıkagelmişler.
Sonra CIA gitmiş. 10 dakika sonra zürafa ile
gelmişler.
En sonunda bizim MIT gitmiş, 7 dakika sonra bir fille
dönmüşler.
Yarışmayı düzenleyenler "Bu ne yaa!" diye sorunca fil
atılmış,
"Abi valla ben zürafayım" demiş